21/10/2007 - TürKiYe

İran Devrim Muhafızları komutanlarından Tuğgeneral Mahmud Çaharbaği ABD'yi dakikada 11 bin füze ve topu ateşlemekle tehdit etti.
İran Devrim Muhafızları komutanlarından Tuğgeneral Mahmud Çaharbaği, “muhtemel bir saldırı durumunda dakikada 11 bin füze ve topu ateşleyebilecek kapasiteye sahip olduklarını” söyledi.
Devrim Muhafızlarının Kara Kuvvetleri Topçu ve Füze Birlikleri Komutanı olan Tuğgeneral Çaharbaği, yarı resmi Fars haber ajansına yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızlarının füze ve top atışı konusunda “çok ilerlediğini” kaydetti ve “Eğer düşman bize saldırırsa Devrim Muhafızları bu saldırının ilk dakikasında 11 bin füze ve top atışı yapabilir, bu kapasiteye sahibiz” dedi.
Devrim Muhafızlarının elindeki füze ve topların İranlı uzmanlarca yapıldığını, “radara yakalanmadığını ve isabet kabiliyetinin yüksek olduğunu” anlatan Çaharbaği, “Sahip olduğumuz füze sistemlerinin dünyada bir benzeri yok” ifadesini kullandı. Cep telefonu boyutlarında bir sistem geliştirdiklerini ve bunu bütün topçu birliklerinde kullanılır hale getirdiklerini söyleyen Çaharbaği, “Bu sistem sayesinde istediğimiz hedefi vurabiliriz” dedi.
Güdümlü füzelere sahip olduklarını da ifade eden İranlı komutan, Devrim Muhafızları füze ve topçu birliklerinin özellikle Basra Körfezi, Umman Denizi ve Irak sınırında konuşlandırıldığını belirtti.
Tuğgeneral Çaharbaği, halihazırda ellerinde 150 kilometre menzilli füzeler ve 70 kilometre menzilli toplar bulunduğunu ifade ederek, kısa zamanda 250 kilometre menzilli füzeler üreteceklerini söyledi.
İranlı general, “Gelecekte bir savaş olacaksa bu çok uzun sürmeyecek. Çünkü bu savaşın ilk günlerinde düşmanı yeneceğiz. Düşmanlar, İran'a saldırdıklarında ne kadar zayiat vereceklerini iyi hesaplasınlar. Onları yaptıklarına pişman edeceğiz” diye konuştu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, "Ermeni tasarısı ABD Temsilciler Meclisi'nden geçerse askeri ilişkiler eskisi gibi olmaz. Lantos'un oyu sürpriz oldu" dedi.
ROMA (İHA) - Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Ermeni Tasarısı'na ilişkin olarak ABD'yi uyardı.İtalya ziyareti çerçevesinde gazetecilere açıklamalarda bulunan Orgeneral Büyükanıt, tasarının Temsilciler Meclisi'nden geçmesi halinde iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin "eskisi gibi olmayacağı"nı söyledi. Orgeneral Büyükanıt, "tasarının geçmemesini temenni ediyoruz" dedi.
Orgeneral Büyükanıt, hükümete sınırötesi operasyon için 1 yıl süreyle yetki verilmesini öngören tezkere hakkında ise "TBMM'de görüşüldüğü sırada" bir yorum yapmanın sözkonusu olmayacağını söyledi. Genelkurmay Başkanı, "Tezkerinin taslağını biliyoruz. Tezkere hükümete yetki veriyor, doğrudan silahlı kuvvetlere yetki vermiyor. İhtiyaç duyulduğunda hükümet orduya yetki verir. Şimdi tezkere daha Meclis'te görüşülürken yorum yapmam sözkonusu olmaz" dedi.
Orgeneral Büyükanıt, "Çıkmadan bir yorum yapmak doğru değil. Çıkınca göreceğiz" dedi. Bu konuda ABD'li meslektaşlarınızla görüşmeleriniz oluyor mu şeklinde bir soruya, "Tabii ki görüşüyorum" cevabını veren Genelkurmay Başkanı, bunun sadece resmi ziyaretlerde değil, telefonla ve her türlü ortamda gerçekleştiğini belirtti.
Bu arada, Mehmetcik Vakfı'na yapılan yardımlar konusuna da değinen Orgeneral Büyükanıt, ilk defa üst üste iki kez canlı yayına katıldığını söyledi. Orgeneral Büyükanıt, ayrıca "şehitlerimizin yakınlarına, gazilere yönelik kampanya başlamışsa bizim de katkıda bulunmamız lazım. İki akşam üst üste canlı yayına bağlandım. İlk gün çıktığımda yardımları Mehmetçik Vakfı'na yönlendirdim. Çünkü şehitleri bir bütün olarak düşünmek lazım. Bunu en sistematik olarak yapan da Mehtmetçik Vakfı. Benim bu konuşmamdan sonra bazı büyük rakamlar geldiğini, bizzat bunları verenlerden duydum" şeklinde konuştu.

Erdoğan hem Haşimi'ye ve hem Maliki'ye kesin bir dille şunları söyledi: "Sınır ötesi operasyon yapmamamız için tek bir şartımız var." Peki Türkiye'nin şartı ne? İşte yanıt:
Candaş Tolga Işık'ın haberi
Türkiye Büyük Millet Meclisi , Türk Ordusu'na bölücü örgüt PKK'yı yuvalandığı Kuzey Irak'ta yok etmek için gereken sınır ötesi harekat yetkisini dün tarihi bir uzlaşmayla verdi.
Şimdi ne olacak?
Başbakan Erdoğan Türk ordusunun Kuzey Irak'a girmesine karşı çıkan Amerikan Başkanı Bush ile 5 Kasım'da Washington'da görüşecek. Erdoğan, Kuzey Irak'ın kontrolünü elinde tutan Amerikan'ın başkanı Bush'a "Irak yönetiminin terör örgütü PKK'nın üç sözde liderini Türkiye vermesi için baskı yapın. Türkiye'ye yönelik kanlı eylemlerin emrini veren bu katiller bize verilmezse operasyon yapacağız" diyecek.
HEPSİNİN ADRESLERİ ELİMİZDE
Başbakan Erdoğan hem Haşimi'ye ve hem Maliki'ye kesin bir dille şunları söyledi: "Sınır ötesi operasyon yapmamamız için tek bir şartımız var. Bölücü örgütün en önde gelen sözde 3 lideri Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Zübeyir Aydar Kuzey Irak'talar. Bulundukları adresleri Türk istihbarat birimleri çok iyi biliyor. Bize bu 3 elebaşını yakalayıp hemen teslim edin bizde Kuzey Irak'a girmeyelim. Aksi taktirde operasyonu yapacağız"
Hillary Clinton'dan kadınlara çağrı
İnternet sitesinde "Amerika'nın değişime hazır olduğunu" belirten Bayan Clinton, "Bu değişimin başını kadınların çekeceğine inandığını" vurguladı.
"Beyaz Saray'ı ele geçirme ve ülkeyi dönüştürmenin sorumluluğu biz kadınlara düşüyor" diyen Clinton, "Bu millet, 200 yıldır erkeklerin elindeki sırça köşkü tuzla buz edecektir" ifadesini kullandı.
Clinton'un ekibinin yaptığı nabız yoklamasına göre, Amerikalı genç kadınların yüzde 94'ü, başkanlık yarışında bir kadın bulunursa sandık başına gitmeye hazır.
Başkanlık seçimi gelecek sene kasımda yapılacak.
Ermeni Tasarısı ve K. Irak'a müdahale ile ortaya çıkan tabloyu değerlendiren dünya basını, akıl almaz senaryolar üretti. Kimi ABD-Türkiye savaşından kimi, iç savaştan söz etti.
Peşpeşe yaşanan iki gelişme, dünya basınında Türkiye'yi yine gündem maddesi yaptı. Önce Kuzey Irak'a müdahale hazırlığı, ardından Ermeni tasarısının kabulü.
Nerede ise her gazetede Türkiye ile ilgili ayrı bir senaryo var. Bunların bir kısmını BBC'den derledik.
İngiltere basını, Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde kabul edilen Ermeni tasarısına Türkiye'den gelen tepkiye geniş yer veriyor.
Irak-Türkiye gerginliğindeki son gelişmeler ve dün 301. maddeden yargılanan Arat Dink ve Serkis Seropyan'a verilen cezalar da pekçok gazetede yer alıyor.
Financial Times "Türkiye Amerikan büyükelçisini geri çağırdı" başlıklı haberinde, AKP milletvekili Suat Kınıklıoğlu'nun şu sözlerini aktarmış:
"20 yıl sonra bugüne dönüp baktığımızda bu olayı Türkiye ile ABD'nin birbirinden uzaklaşmasında bir dönüm noktası olarak görebiliriz."
Gazete Türkiye'de bazı çevrelerinse, ülkenin bu konuda eleştirileri yanıtlamayıp, iç tartışmayı da bastırarak kendini köşeye sıkıştırdığı görüşünde olduğunu yazıyor.
Bunlardan akademisyen Cengiz aktar şöyle demiş:
"Türkiye bunu bir onur meselesi yaptı ama başka politika üretmedi. Bundan 20 yıl önce bu meselede, bugün olduğundan daha esnektik."
Financial Times, Arat Dink ve Serkis Seropyan davasının sonucunu da kısa bir haberle vermiş.
Makalenin İngilizce metni için bakınız
'Adalet mi, gösteri mi'
Aynı habere ve 301. madde tartışmalarına, Guardian da yer veriyor.
Haberin başlığı: "Öldürülen Ermeni gazetecinin oğlu mahkum oldu."
Aynı sayfadaki bir başka haberin başlığıysa: "Soykırım oylaması ardından Türkler ABD'yi sert yanıt vermekle tehdit etti."
Guardian bu haberinde komiteden geçen tasarının Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'na bugün bile gelebileceğini, ancak Senato'daki kaderinin çok daha belirsiz göründüğünü yazmış.
Bu haberin hemen yanında, gazetenin dış haberler yazarı Simon Tisdall'ın makalesi var.
"Adalet mi, gösteri mi" başlıklı yorumda özetle şöyle deniyor:
"Pekçok Türk, komitedeki oylamayı egemen bir ülkenin içişlerine hakaret niteliğinde, asılsız bir müdahale olarak görüyor. Tasarıya destek veren 27 Demokrat ve Cumhuriyetçi'yse dünyaya doğruyu gösterme gösterme çabası olarak, Amerika'nın belirlediği doğruyu.
"Şimdi Ankara'nın aşırı tepki göstermemesini umuyorlar. Ama Kongre'nin tribünlere oynamak için attığı bu adım, ABD'yi Orta Doğu'daki en güçlü Müslüman müttefiğinden edebilir.
"Irak'tan ve terörle mücadele denen politikada yaşanan onca felaketten sonra, Washington imparatorluğu hala, iktidarla bilgelik arasında ayrım yapmakta zorlanıyor."
Gazetenin başmakalelerinden biri de sonucu eleştiriyor ama bir başka açıdan.
Guardian'a göre Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde yaşananlar konusunda Türkiye dışındaki genel kanı, bir soykırım yaşandığı yönünde.
Ancak Amerika'da yapılan oylamanın Türkiye'deki tartışmalara zarar vereceği, hatta 301. maddenin değiştirilmesini isteyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün işini zorlaştıracağı da bir gerçek.
Yazı şöyle bitiyor:
"Amerikalı Demokratlar, 2008'deki seçim mücadelelerinde Ermeni diasporasından kolay oylar kazanmayı umuyor olabilir. Ama unutmamalılar ki burada yalnızca iç politika değil sözkonusu olan: Bir başka ulusun insanları onları izliyor."
Son damla
Independent gazetesi Türkiye'yle ilgili haber ve yorumlara neredeyse üç tam sayfa ayırmış bugün.
Haberlerden biri, Ermeni tasarısına Türkiye'deki tepkileri anlatıyor ve 2003'te TBMM'de yapılan Irak oylamasından, son dönemdeki PKK tartışmasından söz ettikten sonra "İşte böyle bir ortamda gelen tasarı, Amerikan-Türk ilişkileri açısından bardağı taşıran son damla olabilir" deniyor.
David Barchard imzasını taşıyan bu yazıda şu ifadeler yer alıyor:
"Eğer son zamanlardaki PKK saldırıları sürerse, Kuzey Irak'ta harekete geçme baskılarına direnmek zorlaşacaktır. Bunda önemli bir faktör, bir Türk-Amerikan çatışmasının Müslüman dünyasının bazı kesimlerinde ve Türkiye'de destek görecek olmasıdır."
Independent'ta bu haberin hemen altındaki yazıysa, gazetenin ünlü muhabirlerinden Robert Fisk'e ait.
Soykırım tezini ateşli bir şekilde savunmasıyla tanınan Fisk'in yorumunun başlığı: "Tarihin unutmayı seçtiği terör kampanyası."
Fisk yazısında Talat Paşa'nın telgraflarından başlayarak soykırım tezlerini yazıyor.
Bu dönemde kullanılan dilden, yöntemlere kadar pekçok şeyin Nazi Almanyası'ndaki uygulamalara harfiyen benzediğini söylüyor.
Daha sonra kendisinin bugünkü Suriye'de, Hurgada'da binlerce genç insanın iskeletinin bulunduğu bir toplu mezar gördüğünü yazıyor.
Robert Fisk, Ermenistan yönetimini de soykırım tezlerini diaspora kadar şevkle savunmadığı için eleştiriyor.
'Sınırlı kalırsa tepki almaz'
Irak'a olası bir müdahalenin sonuçlarınıysa, gazetenin deneyimli Irak muhabiri Patrick Cockburn değerlendirmiş.
Özetle aktaralım:
"Ankara'nın saldırısı, Irak'ın hala barış içinde yaşayan tek bölgesini tehdit ediyor. Saldırının, eğer saldırı olursa, bölgeye etkisi müdahalenin kapsamına bağlı. Eğer fazla köyün bulunmadığı, sınırdaki dağlık bölgeyle sınırlı kalırsa, Kürdistan Yerel Yönetimi'nin yanıt vermesi büyük bir olasılık değil.
"Türklerin 1995 ve 1997'de, 35 - 50 bin askerle yaptığı harekatlar hiçbir işe yaramamıştı. Ancak Türkler şimdi önemli kasaba ve kentlere doğru ilerlerse, Kürt askerlerin yanıt vermesi kaçınılmaz olur. Kürt yönetimi ayrıca, Türk ordusunun sınırı istediği zaman geçebileceği bir duruma örnek oluşmasını istemeyecektir."
Independent yorum sayfalarındaysa Türkiye'de meclisten çıkarılacak tezkerenin "bir fırsat" olarak algılanabileceğini yazıyor.
Tezkerenin önümüzdeki bir yıl içinde herhangi bir zamanda kullanılabilecek bir izin vereceğini hatırlatan gazete, Amerikan yönetiminin bu süreyi Kürt yönetimine baskı yapmak için kullanabileceğini söylüyor.
Gazete, Ankara'daki ılımlı güçlerin temsilcisi olarak gördüğü Başbakan Erdoğan'a uluslararası toplumun destek vermesi gerektiğini belirtiyor.
'Darbeden kaçma çabası'
Daily Telegraph 'taysa bambaşka bir hava esiyor.
Gazetenin yazarlarından Con Coughlin'in yorumunun başlığı: "Kürtler başarının kokusunu alınca, Türkler silahlarına sarılır."
Coughlin bu yazıda Kuzey Irak'a müdahalenin Ankara açısından pekçok sebebi olabileceğini yazıyor.
Gazeteye göre müdahale, daha birkaç ay önce bu yönde hazırlıklar yaptığı söylenen ordunun enerjisini başka bir tarafa yönlendirmesini sağlayabilir.
Ayrıca Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt yönetiminin varlığından endişe eden çevreleri de memnun eder.
Daily Telegraph yazarı, Kürt yönetimi lideri Mesud Barzani'yi de suçluyor ve "Kerkük pazarlığında koz olarak kullanmak için, PKK'yı bölgesinde serbest bıraktığını, Türk askerlerine saldırma haklarını koruduğunu" belirtiyor.
Dünyanın süper gücü ABD, Roma İmparatorluğu gibi çöküyor mu?
ABD Başkanı George Bush, ikinci döneminin sonlarına yaklaşırken, hemen her alanda sert eleştirilere hedef oluyor. En ağır eleştirilerden biri de hükümetin en yetkili denetim kurumunun başkanı David Walker’dan geldi.
Financial Times’ın haberine göre Walker, ülkesinin içinde bulunduğu koşullarla Roma İmparatorluğu’nun sonunu getiren faktörler arasında çarpıcı benzerlikler bulunduğuna dikkat çekti.
David Walker bu benzerlikleri, ahlaki değerlerin yozlaşması ve siyasi nezaketin azalması, ülke dışındaki askeri varlığın aşırı genişlemesi ve merkezi hükümetin sorumsuz mali politikaları olarak sıraladı.
“Doğum oranındaki düşüş, sağlık hizmetleri maliyetleri, tasarruflar ve yabancı sermayeye artan bağımlılıkla, benzeri görüşülmemiş mali risklerle karşı karşıyayız” diyen Walker, eğitim, enerji, çevre, göç ve ırak konusunda da sürdürülebilir politikalar izlenmediği görüşünde.
Tüm altyapının yenilenmesi için milyarlarca dolara ihtiyaç duyulduğunu da belirten Walker, Minneapolis’te yıkılan köprünün de bu yönde bir uyarı olduğunu vurguladı.
Walker, hemen önlem alınmazsa ülkenin ciddi bir krizle karşı karşıya kalacağını söyledi.
|